Müzeden tahribata Ayasofya: Fatih yağmalatmadı, Atatürk korudu, ya şimdi?

Muzeden tahribata ayasofya fatih yagmalatmadi ataturk korudu ya simdi pN9RZiPJ
Müzeden tahribata Ayasofya: Fatih yağmalatmadı, Atatürk korudu, ya şimdi?

Türkiye Lozan Barış Antlaşması’nın yıldönümünü anarken, bir kesim ise Ayasofya’nın 2020 yılında yeniden cami olarak ibadete açılışını kutluyor. Ancak kutlamaların ve coşkulu nutukların arkasında, 15 asırlık devasa bir insanlık mirasının yıpratıldığı, tahrip edildiği acı bir gerçek olarak yatıyor.

Peki Ayasofya’nın hikâyesi nasıl başladı, fetih sırasında ve fetihten sonra neler yaşandı? Ayasofya’nın başına ibadete yeniden açıldıktan sonra neler geldi?
Fatih Sultan Mehmet’in titizlikle koruduğu, Atatürk’ün ise insanlığa ve zamana karşı koruma kalkanı kıldığı bu mabet, bugün nasıl bir tahribatın öznesi haline geldi?

SULTAN FATİH YAĞMALATMAMIŞTI

1453’te Osmanlı ordularının İstanbul kuşatması sırasında, dönemin padişahı Fatih Sultan Mehmet İslami gelenek ve dönemin harp hukuku uyarınca Bizans İmparatoru XI. Konstantinos’a elçiler gönderip üç kez “teslim olun” çağrısı yaptı. Osmanlı kaynaklarına göre, teslim olunması hâlinde can ve mal güvenliğinin korunacağı, direnilmesi durumunda ise dönemin savaş hukukunun uygulanacağı bildirildi.

Çağrıların reddedilmesiyle birlikte, 29 Mayıs 1453’te İstanbul fethedildi. Dönemin savaş teamülleri gereği şehirde kısa süreli bir yağma yaşandı. Ancak tarihi kaynaklarda ortak şekilde aktarılan önemli bir ayrıntı vardır. Fatih Sultan Mehmet, Ayasofya’ya sığınan halka dokunulmamasını emretti ve kısa süre sonra yağmanın sona erdirilmesini istedi.

Fethin ardından kendisini “Kayser-i Rum” (Roma İmparatoru) ilan eden 21 yaşındaki Sultan Fatih, insanlık tarihinin en görkemli yapılarından biri olan Ayasofya için farklı bir karar aldı. Şehre girdiğinde doğruca Ayasofya’ya gitti. Yapının tahrip edilmesini, yağmalanmasını veya zarar görmesini kesin bir dille yasakladı. Mabedi, kendi kişisel mülkü ve vakfı olarak tescil ettirdi. İlk Cuma namazıyla birlikte camiye çevrilen mabet, Fatih’in ünlü vakfiyesiyle koruma altına alındı.
Ayasofya bir ibadethane olmasının yanında, aynı zamanda mimari bir mühendislik harikasıydı. Fatih sonrası dönemde Osmanlı mimarları, özellikle de Mimar Sinan, eklediği minareler ve devasa payandalarla yapının çökmeyip günümüze kadar ulaşmasını sağladı.

YENİDEN İBADETE AÇILMASI SONRASI TAHRİP EDİLDİ

Ayasofya, 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla müze statüsüne geçirildi ve UNESCO Dünya Mirası listesine dahil edildi. On yıllarca sıkça ideolojik tartışmalara malzeme edilen bu karar, esasen bin 500 yıllık hassas bir yapıyı kitlelerin kontrolsüz kullanımından, aşınmasından ve zamana yenik düşmesinden korumayı hedefleyen vizyoner bir koruma adımıydı.

Müze kararı ile birlikte, asırlarca sıva altında kalan eşsiz Doğu Roma mozaikleri gün yüzüne çıkarıldı ve dünya mirası olarak tescillendi. Ayasofya’daki insan trafiği kontrol altına alındı. Nem, sıcaklık ve aşınma gibi yapıyı içten içe kemiren faktörler uzman kontrolüne bağlandı. Böylece Atatürk, Ayasofya’yı müzeye dönüştürerek onu dar bir siyasi söylemin veya zamansız bir yıpranmanın nesnesi olmaktan çıkarmış; geçmişe ve geleceğe karşı bir “koruma zırhı” ile kaplamıştı.

Danıştay’ın 1934 tarihli kararı iptal etmesiyle birlikte Ayasofya, 24 Temmuz 2020’de “Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi” adıyla yeniden ibadete açıldı. Ancak popülist söylemlerle ve siyasi gövde gösterileriyle gerçekleşen bu açılış, yapının taşıma kapasitesini tamamen hiçe sayan bir denetimsizliği beraberinde getirdi.

Ayasofya’nın yeniden ibadethaneye dönüştürülmesiyle birlikte günlük ziyaretçi trafiği kontrol edilemez boyutlara ulaştı. Müze statüsündeyken milimetrik hesaplarla yönetilen nem ve insan sirkülasyonu kontrolden çıktı. Sonuç ise tarihi miras açısından tam bir felaket oldu.

İMPARATORLUK KAPISI PARÇALANDI: ŞİFA NİYETİNE YENDİ

Ayasofya’nın yeniden ibadethaneye dönüştürülmesi ile ziyaretçi trafiği yoğunlaştı. Bu da tarihi doku üzerinde baskı oluşturdu. İbadet için gelenlerin bir bölümü Ayasofya’ya zarar verdi. Doğu Roma döneminden günümüze ulaşan bin 400 yıllık ahşap İmparatorluk Kapısı’ndan parçalar koparıldı, “şifa niyetine” yenildiği iddiaları basına yansıyarak uluslararası alanda utanç kaynağı oldu.

DUVARLAR KAZINDI, MERMERLER AŞINDI

Bazı ziyaretçilerin duvarlardan parça kazıyıp poşetlere koyduğu, ayakkabılıkların tarihi duvarlara monte edildiği, su haznesi bölümüne ayakkabı koyulduğu görüntülendi. Binlerce yıllık mermer zeminler aşırı yükten dolayı kırıldı ve aşındı.
Zemin kaplaması için serilen halıların mermerin hava almasını engelleyerek nem dengesini bozduğu, mozaiklerin altındaki yapıyı riske attığı uzmanlarca defalarca dile getirildi.

ATATÜRK MÜZE YAPARAK KORUDU

Ayasofya üzerinden yürütülen semboller savaşı ve “Ayasofya’yı açtık” övüncü; bin beş yüz yıllık bir mimarlık harikasının göz göre göre tahrip edilmesine sebep oluyor. Fatih Sultan Mehmet’in kıymetsiz bir yağmaya kurban etmeyip titizlikle koruduğu, Atatürk’ün ise gelecek asırlara aktarılabilmesi için müzeye dönüştürerek koruma kalkanı sağladığı Ayasofya; bugün kontrolsüz kalabalıkların ve niteliksiz yönetimin kurbanı olma tehlikesiyle karşı karşıya…

yok

Author: Fatma Doğan